Sayfa: [1]
Gönderen Konu: En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş…  (Okunma Sayısı 13832 Defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi Konuyu İncelemekte.
Mavi_Kiyamet
Kraliçe
*
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6687



Üyelik Bilgileri
« : 24 Ağustos 2013, 00:47:54 »

10. Not my cup of tea

...‘It’s not my cup of tea!’ ‘tarzım değil’ anlamına geliyor. Yaptığımız
Internet araştırmasında çok da önemli bir açıklama yok açıkçası. Neden
coffee değil de tea gibi sorulara da basit yanıtlar verilmiş. İşte
İngilizler çay içer, geleneksel bir içecektir gibi şeyler. Ama güzel
deyim, kullanışlı. Bir teklifi beğenmediniz mi, ‘that’s not my cup of
tea, thanks,’ diyip işinize bakın.

9. Born with a silver spoon in his/ her/ my mouth

‘Born with a silver spoon in his/ her/ my mouth,’ ağzında gümüş kaşıkla
doğmak anlamına geliyor ve zaten deyim kendini anlatıyor; zengin aileye
doğmak demek. Bir zamanlar vaftiz törenine gelen ‘vaftiz babası/annesi’
bebeğe hediye olarak kaşık getirirmiş. Aile varlıklıysa kaşık gümüşten
olurmuş, değilse, ya ahşap ya da kalaylı bakırdan. Zaten ‘spoon’
kelimesi ‘yontulmuş tahta’ anlamına gelen ‘spon’dan türemiş. Deyimi
olumsuz kullanma eğilimi de ezici bir darbe etkisi yaptığı için tabii
ki; kim dönüp de ‘’ağzımda gümüş kaşıkla doğdum ben’ der ama ‘kızım, biz
senin gibi ağzımızda gümüş kaşıkla doğmadık,’ demek daha havalı.
Cervantes, ‘Don Quixote’da kullanmış deyimi: ‘Every man wasn’t born with
a silver spoon in his mouth…’

8. Cop

İngilizce film izleyenlerin aşina olduğu bir sözcüğe geldi sıra: ‘cop’.
Argoda polis anlamına gelen bu sözcüğün bizdeki karşılığı ‘aynasız’.
Polis üniformalarında kullanılan bakır düğmelerden (copper buttons)
esinlenerek kullanılmaya başlanmış argo bir sözcük. (The Pocket
Dictionary of American Slangs/ Harold Wentworth & Stuart Nerg
Flexner: 1960)

7. Keeping up with the Joneses

‘Başkalarıyla aşık atmak’ anlamına gelen bir deyim; yani ‘bana baksana
sen, bizim onlardan neyimiz eksik?’ durumları. Amerikalı meşhur
karikatür sanatçısı Arthur R. Momand, 1913 yılında ‘‘Keeping up with the
Joneses’ başlıklı çizgi romanını yaratır. Amerika’nın günlük yaşamını
anlattığı bu seriyi ‘POP’ imzasıyla 1945 yılına kadar çizer; parmakla
sayınız, 32 yıl. Günlük hayattan beslenmenin akıl almaz çokluktaki
olanakları. Günlük hayat deyip geçmeyin; böyle bir ders bile var
İngiltere’de. Arthur Usta, Amerika’nın ilk karikatür sanatçılarından
biri; 1886’da doğmuş, 1987 ölmüş; Sayılara tekrar bakınız; şaka gibi,
101 yıl. Başlığı ve temayı nasıl bulduğuna gelince; millet birbiriyle
aşık atarken, kahramanımız onları bir güzel izlemiş. Karısıyla New
York’ta Long Island’ın Cedarhurst şehrinde yaşıyormuş; ortalama gelirin
üst düzeyde olduğu yerlerden biri. Herkesin ‘cream’ görünmek için
çabaladığı, o ne almış bu ne satmış, biz de alalım, satın aldıklarımızla
ne kadar kazandığımızı gösterelim, vs. vs. derkennnn; aklımıza, ‘Little
Boxes’ şarkısı geliyor. Orta sınıfın hayatını anlatan şahane bir
şarkıdır. (Daha önce dinlemediyseniz hemen tıklayın) İşte tam da o
şarkıda anlatılan bir hayat yaşanmaktaymış Cedarhurst’te. Bizim Arthur
Usta bakmış ki ‘everybody is keeping up with the Joneses’, ‘yeterrrr be’
demiş ve Manhattın’da kiraladığı ucuz bir dairede yaşamaya ve bir
yandan da ‘Keeping up with the Joneses’’u çizmeye başlamış. Adam anadan
doğma sanatçı işte. Haaaa, Jones’lar adını seçme nedeni tamamen kulağa
hoş geldiği içinmiş. Önce Smith koymuş sonra Jones. Hizmette sınır
yoktur diyip blog okuyucularımıza şarkıyı paylaşalım:


6. Caesarean Section

Sezaryenın nerden geldiğini artık sağır sultan bile biliyor ama biz yine
de yazalım. 1970’den önce doğanlar genellikle ebe elinde doğmuştur; o
da doğuran kadıncağız biraz şanslıysa; ama malum, artık doktorlar bir
bahanesini bulup doğumu sezaryen yapıyorlar. Rivayet odur ki; ‘Et tu,
Bruté?’ (Sen de mi Brutüs?’) sözü ile tarihe geçmiş olan Roma İmparatoru
Julies Caesar, bu yöntemle dünyaya gelmiş ilk kişi. Adamın imparator
olacağı gelişinden belliymiş demek. İşte size fırsat: doktorunuz
bebeğinizin doğumunu sezaryen yapmaya karar verirse ona ‘Et tu, Bruté?’
deyin; bakalım ne yapacak? (The Wordsworth Dictionary of Eponyms: Martin
H. Manser: 1988)

5. After me, the flood.

Tarih kitaplarında rastladığımız bir ilginç söze geldi sıra: ‘After me,
the flood.’ Fransızcası ‘Aprés moi le deluge’, Türkçesi ‘Benden sonra
tufan’ olan bu lakırdıyı gerçekten de Fransa Kralı XV. Louis söylemiş mi
söylememiş mi o pek belirli değil ama 59 yıl süren hükümranlığı süresince
Fransız halkını zerre kadar düşünmediği kitaplara kaydolmuş. Biz
onların yalancısıyız. Milleti aç susuz bırakmış, karşısına almış,
astığım astık kestiğim kestik demiş; bir yandan da sarayında güllük
gülistanlık bir hayat yaşamış. E, her şeyin bir sonu vardır. 1774’de
çiçek hastalığından (smallpox) ölmüş. Sabredin blogcular, sıra tufanın
nasıl koptuğuna geliyor. Azzz sonra…

Saraya bir kral gerek… Torun XVI. Louis henüz 21 yaşında (insan ister
istemez, herkes Fatih Sultan Mehmet değil tabii diye bir şeyler
geçiriyor kafasından) ve çocuğun aklı fikri avcılıkta; tufanı nasıl
durdursun? Bu, hiçbirimiz için bir anlam ifade etmeyen on beşinci,
bilmem kaçıncı Louis’lerden sonra, sahnelere hepimizin bildiği bir
karakter çıkıyor. Marie Antoinette…

Kızcağız 14 yaşındayken Fransa Krallığı’nın müstakbel kralı ile
evlendiriliyor. On dokuzunda o artık bir kraliçe ama çok mutsuz. Olur mu
demeyin; olmuş işte. Avusturya doğumlu olduğu için zaten ‘dışarlıklı’
sayılıyor; bir de giydiği, taktığı takıştırdığı her şey milletin
dilinde. Sıkıntıdan kendine Versailles’in bahçesinde kocaman bir oyun
parkı yaptırıyor; böyle kulübeler, dereler, değirmen filan. Tam da bu
müsriflikler bize ‘vayyy be!’ dedirtirken, tarih kitapları günah
çıkarmaya başlıyor. Mesele şu: meşhur bir lafı var malumunuz: ‘Let them
eat cake!’ (Ekmek yoksa pasta yesinler’) Yıllarca Marie Antoinette bu
sözle tiye alındı. Esasında monarşinin savurganlığı ve zayıflığı yıllar
önce başlamıştı. Büyükdede’nin marifeti, muhtemelen kafasını
kullanamayan bir zavallı olan Marie’ciğe yüklendi; artık halk uyanmıştı.
Monarşinin halkın açlığına olan duyarsızlığı, slogan haline gelen ‘ Let
them eat cake!’ ile özdeşleşti.

Beni ilgilendirense, 38 yaşında giyotinde son bulan bir hayatın
(1793) son sözleri. Papaz ona şöyle fısıldamış: ‘Şu an Madam, cesaret
göstermeniz gereken bir an.’ Marie’nin son sözü de şu: ‘Cesaret mi? Ben
yıllarca acılara göğüs gererek yaşadım. Şimdi tam da, tüm acılarım sona
ererken bunu kaybedeceğimi mi sanıyorsunuz?’ (Courage! I have shown it
for years; think you I shall lose it at the moment when my sufferings
are to end?) (Yararlandığım kaynak: Mark Kishlansky, Geary, O’Brien;
‘Civilization in the West’; (1995) ve Internet)

4. A skeleton in the cupboard

Amerika’da ‘Hiç kimseye söylenmeyecek bir sırra sahip olmak’ anlamına
gelen bu deyimi öğrendiğimde 11 yaşındaydım. Dolabın içindeki iskelet
resmi daha dünmüş gibi gözümün önünde. Deyimin tıp mesleğine dayanan bir
geçmişi var. 1832’den önce İngiltere’de doktorların ceset üzerinde
tıbbı araştırma yapmaları, cesedi kesip parçalara ayırmaları yasak.
Doktorların bu amaç için kullanabildikleri tek denek idam edilmiş
suçlular. Şansları yaver giderse, buldukları cesedi alıp inceliyorlar
ama bir yandan da, halkın bunu ortalık yerde görmesinden yaygara
kopacağı düşüncesiyle dolaba kilitliyorlar. Yani, aslında iyi bir iş
yapıyor olabilirsin ama sen yine de bunu kimseye söyleme, nolur nolmaz
duygusu. Bi düşünün bakalım, kaç tane sikelıtınınız var kabırdınızda?
(Internet: Tim Bowen)

3. Peeping Tom


Deyim hikâyelerinin en komiklerinden biri de röntgenci anlamına gelen
‘Peeping Tom’ Örneklersek: ‘He was accused of being a Peeping Tom.’ Çok
eskilere dayanan bir öyküsü var. XI. yüzyılda İngiltere’de Coventry
Lord’u Leofric adlı bir asilzade var. Halka ödeyemeyecekleri vergi
borçları yükleyen acımasız bir adam Leofric. Karısı, Lady Godiva da çok
iyi yürekli bir kadın. Borç kapıya dayanınca halk gelip Lady Godiva’dan
kocasını insafa davet etmesi için ricada bulunuyor. Peki, diyor Lady
Godiva ama kocası- evet kocası- tek bir şartla bu isteği yerine
getirebileceğini söylüyor. Sıkı durun: at üstünde çırılçıplak şehri
dolaşırsa. Vayyyy be! Bazen bir erkek ne kadar komik duruma düşebiliyor.
Lady Godiva teklifi kabul ediyor. Şehir sakinlerinden kapı, pencere ne
varsa kapalı tutmalarını isteyerek beyaz bir atın üstünde, çırılçıplak,
şehri dolaşıyor.

İşteeeee, bizim ‘neden Peter ya da Richard değil de Tom?’ diyerek
peşine düştüğümüz Tom, tam da bu sırada sahneye çıkıyor. Mesleği
terzilik olan bu meşhur Tom, Lady Godiva’ya ‘dikiz atıyor’. Sinema
meraklıları bilir. Michael Powell’ın çok önemli bir de filmi vardır bu
adda. (The Wordsworth Dictionary of Eponyms: Martin H. Manser: 1988)

2. Black Maria

İngilizcede mahkûm ve sanıkların nakliyesini yapan araca ‘Black Maria’
deniyor. Renge takılmadık ama Maria’yı görünce kimmiş bu hatun kişi, ne
yapmış da mahkûm arabasına adını nakşetmiş diye düştük peşine. Buyurun
okuyun: Efendim, Maria Lee, 1800 yıllarının Boston’ında yaşamış olan
güçlü kuvvetli, zenci bir kadın. Ama öyle bir kadın ki en azılı tayfalar
bile karşısında tir tir titriyor. Gemicilerin yatıp kalktıkları ucuz
bir otel işletiyor. Devrin güvenlikçileri, karakollar suçlularla dolup
taşıp, yer kalmayınca, ufak tefek suçları olan- yani tehlikesiz bulunan-
adamları yer işgal etmesinler diye Maria’nın oteline yolluyorlar.
‘Çağırın Black Maria’yı’ diye buyurunca polis şefi, yeri göğü inleten
Maria geliyor- at arabasıyladır diye umuyorum; yoksa sırtında taşıyarak
mı hak etmiştir adını bir deyime vermeyi?- ve asayişi bozan bu zararsız
ve muhtemelen sarhoş adamları alıp oteline götürüyor. İngiltere’de 1938
yılında atla çekilen mahkûm araçlarının ilk kullanılmaya başladığı
tarihten bu yana nakil işlevini gören araçlara argoda ‘Black Maria’
deniyor. Bildiğiniz ‘police van’ işte. Ama bir kez öğrenilince unutulur
gibi değil! (Martin. H. Manser’den faydalandık: 1988: 23)

1. Blue stocking


İngilizcede hikâyesini en çok sevdiğim deyim ‘blue stocking’dir.
‘Ziyadesiyle akademik ve pek bi entelektüel hatun kişi’ anlamına gelen
bu deyim şöyle kullanılır: ‘My cousin’s wife is definitely a blue
stocking.’ Efenim, rivayet olunur ki, zamanlardan bir zaman- hadi onu da
yazalım; 18. y.y.’da, Elizabeth Montagu derler bir leydicik varmış.
Londra’daki evinde deriiin mevzuların tartışıldığı toplantılar
düzenlemeye bayılırmış. İşte bu toplantıların müdavimlerinden biri de
tarih hakkında yaptığı konuşmalarla ünlü olan Benjamin Stillingfleet
adlı bir akademisyen. Müthiş bir hayran kitlesi var. Dinlemeye
doyulamayan konuşmasının yanı sıra bir de takıntısı var: her zaman mavi
çoraplar giyiyor. Zamanla, entelektüelleri buluşturan bu toplantılar
yaygınlaşıyor. İnsanlar bu gruba dahil olduklarını ve Benjamin Bey’e
hayranlıklarını nasıl mı gösteriyorlar? Mavi çorap giyerek! Deyimin
günümüzde sadece kadınlar için kullanılma nedeni ise bilindik bir neden:
bacağı boydan boya saran çorapları eskiden erkekler de kullanırken
günümüzde sadece kadınlar kullanıyor.

Logged

Kadın Temsilcisi
KadıncaForum
*****

Offline

Mesajlar: 27200

View Profile
Re: En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş…
« Posted on: 18 Ekim 2019, 04:31:19 »

 
      uyari
Merhaba Ziyaretçi, Öncelikle Sitemize Hosgeldin. Ben KadıncaForum Botu Olarak Siteden Yararlanabilmeniz İçin, Üye Olmanızı Öneririm. Unutmayınız! Bu Site Sadece, Biz Kadınlara Özeldir.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… oyunlari, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… programi, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… oyunu indir, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… program yükle, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… download, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… istenmeyen tüyler, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… resimleri, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… haber, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… yükle, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… lazer epilasyon, En Ilginç Hikayeli 10 Ingilizce Deyiş… msn eklentisi, sarki sözleri
daalek
Yeni Üye
*
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 3



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 05 Ekim 2013, 00:10:16 »

Filmler, diziler sayesinde deyimleri duyuyoruz ama hikayelerini bilmiyoruz. Öğrenmek iyi oldu.
Logged
ssüheyla
Prenses
*
Mesaj Sayısı: 104

Avatar Yok


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #2 : 21 Ocak 2014, 13:49:48 »

teşekkürler
Logged
Sayfa: [1]
 
Gitmek istediğiniz yer:  


Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntü Son Mesaj
Son Harften Ingilizce Kelime Bulmak Yeni
Board Oyunları
KadincaForum 3 2761 Son Mesaj 23 Kasım 2012, 19:33:04
Gönderen : Tanya Corrigan
Son Harften Ingilizce Kelime Bul ( Karşılığı Ile Birlikte ) Yeni « 1 2 3 4 »
Board Oyunları
Alyssa Collins 30 16670 Son Mesaj 07 Şubat 2015, 18:47:02
Gönderen : Mayonezli
Oğlunun Ilk Kelimesi Ingilizce Oldu Yeni
Televizyon / Radyo / Magazin
-Trinity- 0 658 Son Mesaj 30 Eylül 2015, 12:06:05
Gönderen : -Trinity-
Tolgahan Sayışman'ın Paylaşımları Artık Ingilizce Yeni
Televizyon / Radyo / Magazin
-Trinity- 0 612 Son Mesaj 07 Ekim 2015, 10:26:23
Gönderen : -Trinity-