Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 166
1  Kültür / Şiir Köşesi / Nirvana - Asaf Halet Çelebi : 19 Ocak 2015, 15:58:54

NİRVANA


karanlığı geçelim

karanlığı geçelim

ne uyku
   ne ölüm
hem uyku
   hem ölüm

düş içime uyu
ve sonsuz büyü
unut renkleri
   ve şekilleri
      hepi
         ve hiçi

beni
      ve seni
   ve geceyi yuttu
         nirvana






    Asaf Halet ÇELEBİ
2  Kültür / Şiir Köşesi / Ibrahim - Asaf Halet Çelebi : 19 Ocak 2015, 15:23:47
İBRAHİM

ibrâhîm
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim

güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhîm
güneşi evime sokan kim

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim


    Asaf Halet ÇELEBİ
3  Kültür / Şiir Köşesi / Ödünç Cesaretlerle - Akif KurtuluŞ : 19 Ocak 2015, 15:21:54
ÖDÜNÇ CESARETLERLE



                   m.ali altaca'ya levent sönmez'e, sedat baykal'a


1.
gemiden son ayrılan bendim unutarak seyir defterini
unutarak tayfaların denizi kaldıran kavgalarını

bir sayfadan diğerine ödünç cesaretlerle geçerdim
bıçağın bir yüzünde cellat, öbür yüzünde kurbandım
karanlığın gözünden düştüm, ışıktaysa hiç yerim olmadı
bir tören gibi yaşadım aşkı, ayrılığı bir infaz gibi

yoksa her yağmurdan saçakaltı mutluluğu mu kaldı




2.
kıdemli yargıç da inanmıyor sesimin gürleştiğine
sözcüklerim savunma mı ikrar mı
konuştukça kararan cübbemden seçilemiyor
her celse sarı sırmalarımı sökerek söylüyorum
         kalbimin tutulacak yanı kalmadı

ne sokakların çok büyük olduğunu hatırlatacak birisi var
ne de oğlunu bana benzeterek ağlayacak bir ana




3.
      gemiden son ayrılan bendim
bu çürük tekneden payıma 'kahraman kaptan' olmak düştü

işte kara! diye bağırmamak için tek kendimi aldım yanıma
soluk bir çizgi oldu gövdemde sevincin sukesimi
belki de son bir iz, saçları kısaltan tarihöncesinden

ufuk, köpürmesini unutmuş dalgalarla parçalanıyor
sen bağırdıkça azalıyor içimde beyaz bayrak çekme korkusu
      "her şey vatan için, her şey vatan için"
      "herşeyvataniçin, herşeyvataniçin"

geniş denizlerde parmakizlerin, küçük düştün sulara
bu güz yağmur yağar, saçların gelecek bahara ıslanır




4.
her gün bileklerimi daha fazla yaklaştırıyorum güneşe
ancak böyle şakalar yatıştırıyor alkışlarla yaralı ruhumu
      "vatan sana canım feda, vatan sana canım feda"
      "vatansanacanımfeda, vatansanacanımfeda"



                                                                       aralık 1983, ankara





    Akif KURTULUŞ
4  Kültür / Şiir Köşesi / Ay Gömülür - Akif KurtuluŞ : 19 Ocak 2015, 15:17:24

AY GÖMÜLÜR

ardından resmin asılır işlek yerlerine kentin
piyangocunun yanında tahta çitlere yakıştırırım
gözlüklüsün, üç yaş büyüksün, rize'de büyümüşsün
başka adını da bilirim, hepsi yalan, o gülmen de
eski, küçük bir limandır gülmen, takalar sığınır

ardından resmin asılır işlek yerlerine kentin
denizle kavgalıdır kayalar, otururum, elim tuzlanır
fırlatırım çakıl taşını, kaç kez sektirebilirim
gömülmesin suya, sen tut, durma sonra bana yürü
bulutların yerini doldurur yürümen, kuşlar kıskanır

ardından resmin asılır işlek yerlerine kentin
birden boşanan yağmurda mağaza diplerindeyken
otobüsten inerken, hiç aklımda yokken karşımdasın
giderayak bir şey derdin, onu söyle işte, sonra sus
ıssız istasyon kampanası susman, yapraklar döker

ardından resmin asılır işlek yerlerine kentin
çardağa çıkarım, ay gömülür çalı çırpılara
tutuşturur sarmaşıkları, seyredişinden alınırım
uzak, içli şarkılar anımsarım, derken dönüp bakman
turaçlar çağırır bakman, bahçemde turunçlar açtırır

resmini astılar işlek yerlerine kentin
çarşı içinde bir zaman daha konuşuldun
su, sarnıçlardan bakraçlara çekiliyordu
güze hazırlanıyordu kızlar, dağlar dalgındı
gençtim, olur olmaz huylanışını sevdim en çok


    Akif KURTULUŞ
5  Kültür / Kim, Kimdir ? / Bilal Kaafarani : 16 Ocak 2015, 17:59:29


Yıldız Holding - Ceo


1981 yılında Michigan Wayne State Üniversitesi'nden Kimya Mühendisi olarak mezun oldu. Profesyonel kariyerine P&G Cincinnati'de başladı. Kariyeri süresince Metal & Thermit, Health Care Industry, Tropicana Products, Kraft Foods, Fritolay, PepsiCo International ve The Coca Cola Company'de farklı görevler üstlendi.

BusinessWeek Dergisi tarafından dünyanın “25 Inovasyon Üstadı” arasında gösterildi. Yıldız Holding'e katılmadan önce Coca Cola'da Global Inovasyon ve Teknoloji Kıdemli Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.
6  Kültür / Kim, Kimdir ? / Beyhan Karamağaralı : 16 Ocak 2015, 17:52:23


akademisyen


1934 yılında İstanbul'un Maltepe semtinde doğdu. Eski saray müderrislerinden Ali Rıza Efendi'nin oğlu ve Daru'l-Fünun hocası Yusuf Ziya Yörükhan'ın altı çocuğundan beşincisidir. İlk öğrenimine oturduğu mahalledeki Maltepe İlkokulu'nda başladı. Ailesinin Ankara'ya taşınmasıyla eğitimini Cebeci İltekin İlkokulu ve Dördüncü Ortaokul'da sürdürdü. Lise öğrenimini Ankara Kız Lisesi'nde 1954 yılında tamamladı. Aynı yıl babasını kaybetti.

Ankara Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra üniversite öğrenimi için Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni tercih ederek 1958'de mezun oldu.

1959 yılında Ord. Prof. Dr. Suut Kemal Yetkin'in kürsü başkanı olduğu Türk-İslam Sanatları Tarihi dalında asistan olarak gö­reve başladı. 1963 yılında aynı bölümde Sanat Tarihi dalında 'Muhammed Siyah Kalem İmzalı Minyatürler' konulu doktora tezini tamamladı. Ayrıca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nün lisans programını bitirdi.

1966 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyesi olan Haluk Karamağaralı ile evlendi. Çiftin Nakış adını verdikleri kızları dünyaya geldi.

'Ahlat Mezartaşları' adlı çalışmasıyla 1971'de doçentliğini aldı. 1981 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nde profesör olarak göreve başladı. 1982-1986 yılları arasında adı geçen bölümde öğretim üyeliği ve bölüm başkan­lığını yürüttü.

1964 yılından itibaren Rockfeller, Humboldt ve DAAD burs­ları ile İngiltere ve Almanya'daki araştırma merkezleri, müze ve kütüphanelerde araştırmalarını sürdürdü.

1986 yılında Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü'ne geçti. Türk ve İslam Sanatları Anabilim Dalı Başkanlı­ğını, 1995-1996 yıllarında ise Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanlığı'nı yürüttü. Niğde, Ankara, Selçuk, Gazi ve Hacettepe üniversitelerinde lisans, yüksek lisans ve dok­tora dersleri verdi. Pek çok yüksek lisans ve doktora tezi yönetti.

Hocalık görevinin yanı sıra 1966-71 yılları arasında Ahlat'taki mezarlıklarda çalışmalar yaptı. 1982-1986 yılları arasında Konya-Ereğli'de Şeyh Şehabettin Sühreverdi; 1986-88 yılında Alanya-Obaköy ve 1989-2005 yılları arasında ise Ani Ören Yeri kazılarını yürüttü.

İngilizce ve Almanca biliyordu. Yurt içi ve yurt dışında pek çok kongre ve sempozyuma katılarak konferans ve tebliğler verdi.

Aralık 2002'de öğre­tim üyesi olarak görev yaptığı Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nden emekli oldu.

ESERLERİ:

1.Ahlat Mezartaşları (Ankara 1972)
2.Muhammed Siyah Kalem'e Atfedilen Minyatürler (Ankara 1984)
7  Kültür / Kim, Kimdir ? / Beppe Grillo : 16 Ocak 2015, 17:35:46


komedyen, İtalyan siyasetçi

Beş Yıldız Hareketi lideri


1948 yılında İtalya'nın Cenova kentinde doğdu. 1970’lerde televizyonda komedi şovları yapmaya başladı. Siyasetçilere ve sisteme yönelik eleştirileriyle halkın kalbini kazandı. Zamanla bir muhalif ikona dönüştü. 2009’da siyasi halk hareketi Beş Yıldız Hareketi’ni kurdu. Hareketin aday listesi gençlerden ve sıradan vatandaştan oluştu. Grillo seçimlerde aday olmadı.

İlk evliliğinden iki çocuğu oldu. İkinci evliliğini 1996 yılında İran asıllı Pervin Tadjk ile yaptı. Bu evlilikten de iki çocuğu daha oldu.


HAKKINDA YAZILANLAR


Komik muhalif

Komedyenlikten gelmesi nedeniyle alaycı bir dille “palyaço” olarak anılan Grillo, ciddiye alınması gerektiğini ilk olarak yerel seçimlerde gösterdi. Grillo’nun başarısının sırrı, halkın klasik siyasetçilere ve artık işlemediği kabul gören sisteme tepkisine dayandırılıyor. Yolsuzluklar, beceriksiz yönetimler ve ekonomik gidişata karşı oluşan bu tepkiyi örgütlemede Grillo’nun şahsi başarısı yadsınamaz.

AB’ye haddini bildirecek

Grillo, kampanyası boyunca “Tsunami turu” adını verdiği bir turneyle mitingler düzenledi. “Eski siyasetçileri evlerine gönderelim” diyen Grillo; vergileri azaltma, yolsuzluğa son verme, AB’ye haddini bildirme ve euro’dan çıkmak için referandum düzenleme mesajları verdi.

Aslında o da bir zengin

Grillo’nun yaşam tarzı da zaman zaman tartışmalara yol açtı. Ferrari’si ve teknesi olduğu gerekçesiyle samimiyeti sorgulandı. 2005’te de 4 milyon euro’dan fazla gelir beyanında bulunduğu ortaya çıktı. Grillo hem Ferrari’yi hem de teknesini sattığını açıklamak zorunda kaldı.

Grillo’nun “Grillini” olarak anılan takipçilerinin “uzlaşmaz muhalif” tavrını sürdürüp sürdürmeyeceği merak konusu.


HAKKINDA YAZILANLAR

Beppe Grillo: İtalyan düğümünü bir komedyen mi çözecek?
BBC Türkçe 27 Şubat 2013

Gücünü sokaktaki kalabalıklardan ve internet kampanyasından aldı.

İlgili Haberlerİtalya'da seçim sonuçları çıkmazdaİtalya: Ekonomik kriz tahmin edilenden de derinİtalya'da suç oranı artıyorDevamı için tıklayın
İlgili KonularAvrupa, Avrupa BirliğiBir kere bile İtalya'da televizyonda röportaj vermedi.

Konuşmuyor Grillo, bağırıyor ve deyim yerindeyse verip veriştiriyor.

"Grillo konuşmuyor, bağırıyor ve deyim yerindeyse verip veriştiriyor."
İtalyan siyaset sistemine savaş ilan ettiğini söyleyen, alışılmışın dışında bir siyasetçi.

Toplantılarına İtalyan gazetecileri kabul etmedi, sadece yabancı gazetecilerle konuşuyor.

İtalyan gazetecileri ''sistemin uşakları'' olarak görüyor.

Avrupa'daki liderlerin, Grillo'ya baktıklarında tıklayın endişelenmeleri için çok nedenleri olacak.

Grillo’nun lideri olduğu Beş Yıldızlı Hareket, Euro Bölgesi'nin en büyük üçüncü ekonomisinin üçüncü büyük siyasi gücü olarak, Euro'nun kurtarılması adına “vazgeçilmemesi gereken şeylerden” vaz geçildiğini düşünüyor.

Grillo, sistemin yıkılmasını istiyor ancak yerine neyin konulması gerektiği hakkında ipucu vermiyor.

Siyasetçilere bakılırsa Grillo bir “seçkin ve siyasetçi düşmanı”

Parlamentonun alt kanadı ile ilgili oylamada en çok oyu toplayan solcu lider Pier Luigi Bersani’ye bakılırsa Grillo bir ''demagog ve demokrasi düşmanı…''

Beppe Grillo ise Bersani’nin İtalya'yı “Yunanistan'ın girdiği yola sürükleyeceğini" düşünüyor.

Grillo'nun gözünde, diğer siyasetçiler gibi, o da, yolsuzluklara bulaşmış sistemin kuklasından başka bir şey değil.

Parlamento seçimine aday olarak giremedi; bunun nedeni yıllar önce yaptığı bir trafik kazasında otomobildekilerin ölümü nedeniyle hüküm giymiş olması.

Dolayısıyla Beş Yıldızlı Hareketi'nin parlamentoya giren onlarca üyesi Grillo'nun kılavuzluğundan mahrum kalacak.

İtalya şimdi koalisyon hükümetinin kurulmasını gerektiren bir tıklayın seçim sonucuyla yüzyüze… Komedyen "siyasetçi" koalisyonlara vereceği desteği seçim sisteminin değiştirilmesi koşuluna bağlıyor.

Grillo, durgunluk ve yolsuzluğa gösterilen öfkeyi temsil ediyor.

8  Kültür / Kim, Kimdir ? / Balo Bilattı - (1970) : 16 Ocak 2015, 17:31:48

Kafkasya’da Osetya yöresinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini orada yaptı. 1917 Rusya devrimi sonrasında Kafkasya’daki özgürlük ve devletleşme hareketlerinin Kızılordu tarafından ezilmesi sonucunda yurdunu terk etmek zorunda kaldı.

Makina mühendisliği öğrenimi gördü. Avrupa’daki Kafkas siyasi göçmenlerinin örgütlenmelerinde aktif görevler yüklendi. Başta Fransa ve Polonya olmak üzere Avrupa'da ve Yakındoğu ülkelerinde örgütlenen "Kafkasya Dağlıları Halk Partisi"nde ve bu partinin de dahil bulunduğu "Promethee" siyasi hareketi içinde aktif rol oynadı. Parti adına önce Paris, sonra da Varşova’da Rusça-Türkçe yayınlanan "Gortsı Kavkaza-Kafkasya Dağlıları" (Paris 1928) dergisinde ve bu derginin siyasi nedenlerle isim değiştirmesinden doğan "Severnıy Kavkaz-Şimali Kafkasya" (1934), "Put Svoboda-Hürriyet Yolu" (1934), "Borba-Savaş" (1936), "Naşa Tsel-Bizim Dilek” ( 1936), "Buduşeye-Gelecek'' (1936),"Vpered-İleri" (1937), "Natsionalnaya Mısl-Milli Fikir" (1937), "Naş Kray-Ülkemiz" (1937), "Prizıv-Çağırış" (1938) adlı dergilerde sürekli olarak yazı yazdı ve yöneticilik görevlerinde bulundu. Bu dergilerde kendi adıyla ve "Narton" ve diğer imzalarla kaleme aldığı Kafkasya'nın tarih, kültür ve geleceğiyle ilgili yazılar bugün de yararlanılabilecek niteliktedir.

İkinci Dünya Savaşından sonra; Oset'lerin Tugante ailesinden olan eşiyle birlikte ABD'ne göç etti. Burada da Kafkasyalı göçmenler tarafından oluşturulan kültür derneklerinde görevler aldı. Savaş sonrasında, merkezi Münih'de olmak üzere yeniden örgütlenen "Kuzey Kafkasya Milli Komitesi"nin ve bu komite tarafından Rusça-Türkçe­İngilizce yayınlanan "Kavkaz-Kafkasya" (daha sonra Obedınenniy Kavkaz-Birleşik Kafkasya) dergilerinin Amerika temsilciliğini yaptı.

1970 yılında California'da Long Beach kentinde öldü.
9  Kültür / Kim, Kimdir ? / Baha Akşit ( 1914) : 16 Ocak 2015, 17:29:59


 doktor, siyaset adamı


Mehmet Bahattin Akşit

6 Mart 1914 tarihinde Denizli'nin Acıpayam ilçesinin Yatağan beldesinde doğdu. İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Haydarpaşa Numune Hastanesi İç Hastalıkları asistanı ve serbest doktor olarak görev yaptı. Dokuz, on ve onbirinci dönem Denizli Milletvekili seçildi. Bir dönem senatörlük yaptı. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra yapılan Yassıada Yargılamaları'nda idama mahkum edilen 15 kişiden biridir. Cezası daha sonra müebbet hapse çevrildi. 27 Eylül 1995 tarihinde vefat etti.




HAKKINDA YAZILANLAR

BAHA AKŞİT KİMDİR?

Ailesi


Baha Akşit, o dönem Acıpayam'a, günümüzde ise Serinhisar'a bağlı bir kasaba olan Yatağan'da doğmuştur. Baha Akşit'in ailesi Yatağan'da Müftüler olarak anılmaktadır. Buna Akşit'in büyük dedelerinin buraya yerleşip, medrese kurmaları ve birçok alim yetiştirmeleri etkili olmuştur.

Baha Akşit'in babası Arif Efendi bir medrese hocasıdır. Hitabeti çok etkili olan Arif Efendi, oldukça güçlü bir hafızaya sahiptir. Bölgesinde ""İnsan hiç bir kere okuduğunu unutur mu?"" sözleriyle meşhur olmuştur. 1913'te İzmir Vilayeti (Aydın Vilayeti) Meclis-i Umumi azalığına seçilmiştir[1]. I. Dünya Savaşı sonunda Milli Mücadele hareketine kendi bölgesinde katılmış ve Milli Mücadele'nin en önde savunucularından biri olmuştur. 1924 yılından ölümüne kadar Acıpayam'da müftülük yapmıştır[2]. Yatağan Medresesi'nin son hocası olan Arif Akşit 1944 yılında Kula'da doktor oğlu Baha Akşit yanındayken vefat etmiştir.

Baha Akşit'in annesi Dudu Hanım'dır. Baha Akşit, annesini şu şekilde tanıtmıştır:

"Annem Dudu Hanım, babamın dede tarafıyla aynı zamanda akraba olup, babamın ikinci eşidir. Ben de bu evliliğin 7. senesinde 6 Mart 1914 tarihinde Yatağan’da dünyaya gelmişim: Annemin sülalesi Yatağan'da "Koca Hüseyinler (Gossenler)" diye anılır. Bu isim annemin dedesi Koca Hüseyin'den kaynaklanmaktadır. Benden başka iki evlat daha dünyaya getiren annem (benden on yaş küçük olan Lütfiye halen sağ, onun daha küçüğü Mehmed çocuk iken vefat etti) sebze yetiştirmeye çok meraklı bir insandı. Adamlar tutulur mevsime göre turfanda sebzeler yetiştirilirdi. Buna özel bir itina gösterirdi."[3]

Baha Akşit, ilkokulu bitirdiğinin ertesi senesi (1928'de) annesini kaybetmiştir. Annesinin ölümü üzerine babası Arif Akşit, yeniden evlenmiştir. Bu evlilikten çocuğu olmamıştır.

Baha Akşit'in hayatında annesinin ölümü önemli bir iz bırakmıştır. Daha çocuk yaşta annesini kaybeden Baha Akşit'in ilerideki mesleğini seçmesinde de bu vefat etkili olmuştur. Bu etkiyi Baha Akşit şöyle anlatmıştır:

“Benim ilerideki mesleğimi seçmemde etken olacak annemin vefatı, küçük yaşımda oldukça üzerimde tesir bıraktı. Yeni yazı dersleri bitince o yaz maalesef annem hastalandı. Annemin hastalığını o zaman ilçemizde bulunan Faik Bey ismindeki doktor yanlış teşhis koymuş olacak ki, daima perhiz yaptırmakla devam ettirmek istedi. Hastalığı gün geçtikçe ağırlaşıyordu. Nihayet babam Denizli'de dahiliye mütehassısı olmadığı için İzmir’den doktor Fevzi Bey'i getirmek zorunda kaldı. Doktor trenle Denizli'ye geldi. Oradan çok nadir bulunan otomobil temin etmek suretiyle Acıpayam’a geldi. Birkaç saat kaldı. Annemi muayene etti ve tüberküloz dedi. Maalesef çok geç kalmışsınız, ona çok iyi bakmanız gerekliydi. Çok iyi yedirip, çok iyi beslemek lazım gelirdi. Halbuki siz o yiyeceğim dedikçe perhize zorlamışsınız, artık telafi edilecek imkân dahilinde olduğunu sanmıyorum ama Allah'tan umut kesilmez dedi ve bıraktı gitti. Bu olay benim üzerimde öylesine tesir etti ki, ileride doktor olmamın sebebidir. Eğer Denizli'de dâhiliye mütehassısı olsaydı bunlar olmayabilir, annem de kurtulurdu."[4]

Baha Akşit, milletvekilliği döneminde de, daha sonra da bu konuda hassasiyet göstermiş, çeşitli demek ve vakıflar kurmuş ve Denizli'deki Tıp Fakültesi'nin açılmasına da etkili olmuştur.

Çocukluğu

Bahaeddin Akşit'e ismi, Bahaeddin Nakşibendi'ye atfen verilmiştir. Baha Akşit, ailenin uzun yıllar beklenen ve özlenen evladı olarak hem anne hem baba hem de dede tarafından daima daha özel ihtimam gösterilerek yetiştirilmiştir. Bu beklenen çocuğun doğumunu Ali Vehbi kitabında şöyle anlatmaktadır:

"Yatağan müderrislerinden Arif Efendi'nin bir oğlu dünyaya gelmiştir. Uzun yıllar çocuk hasreti çeken bu zat ilk evlada sahip olunca eşe dosta meserret ziyafetleri vermiştir. İşte bu sırada gene bu nevzadın şerefine, babasının talebelerinden ve dostlarından olan Garbikaraağaç müftüsü Hasan Hilmi de onların neşe ve sevinçlerine katılma gayesiyle Yöreğildeki dershanesinde bir ziyafet tertip ederek tekmil Yatağan müderrisleriyle diğer ilmiye mensuplarını davet etmiştir. Sofralar kurulmuş, mahfeller sıralanmış, yemeğe başlamak üzere iken, Müttü Hasan Hilmi'nin, çocuğun adı hakkındaki sorusuna Arif Efendi, Bahaeddin cevabı vermiştir. On beş yıldan beri hasretle beklediğim ve ümitsizliğe düştüğüm halde Allah'ın bir ihsanı olan bu ilk çocuğum, mensup olduğumuz tarikatı kuran Bahaeddin Nakşibendi'yi temsil edecektir, dedi. Bunun üzerine babası Hacı Mehmed Efendi söze başlayarak Nakşi tarikini kuran Bahaeddin'in istihdaf ettiği gayeleri ve tarihçesini ve diğer tarikatlarla farkını anlattı”.[5]

Babası gibi güçlü bir hafızaya sahip olan Baha Akşit, 5 yaşında iken Kur’an’ı hatmetti. Kur'an okumakla öğrenimine başladıktan sonra kıraatı ve tecvidi öğrendi. Daha sonra babasının medresesinde öğrenime katıldı. O tarihlerde kendisi çok küçük, medreseye gelen diğer talebeler ise seferberlik nedeniyle çok büyük, 17-18 yaşlarındaydı. Bu derslere ait hatıralarını B. Akşit şu şekilde aktarmaktadır:

"İçlerinde çocuk yaşında olan bendim. Hatta dersi altıktan sonra sokağa çocuklarla oynamaya giderdim. Bu arada şunu da zikretmeyi arzu ederdim. Arapça o kadar kolay bir ders değildi. Talebeler bazı hususlarda tereddüt ettikleri, hoca acaba bize bunu nasıl anlattı dedikleri zaman, çocuklarla oynarken beni bulurlar ve bunu hoca nasıl anlatmıştı diye sorarlardı. Bende bir banda yazılmış gibi o anlatılanları tekrarlardım."[6]

Eğitim hayatı

İlkokul eğitimi [değiştir]Baha Akşit, babasının arzusu üzerine köyün ilkokuluna yazdırıldı. Bu ilkokul o zaman Orta Camii yanında ahşap bir binadan ibaretti. Akşit, hocası ve okul dönemi hakkında şunları aktarmaktadır:

"Yatağan'da tek bir öğretmen vardı, Osman Tokcan Hoca. Bu milletvekili Hasan Tokcan hocanın oğlu idi. Beni sınıfa alırken evvela bir kıraat (okuma) kitabı verdi, bunu oku dedi. şimdiki gibi hatırlıyorum "Üzüm, yazın tazesini kışın kurusunu yediğimiz üzüm, çok lezzetlidir" diye başlıyordu. Bu olayı Prof. Dr, T. Baykara'nın babası Asım Baykara da her zaman, Baha Akşit'e hatırlatır, gülerlerdi. O sırada Asım Baykara, 5. sınıfta bulunuyordu. Ben o güne kadar hareketsiz bir yazı okumadığım için yazıyı okumak güç geldi, fakat gene de okudum. Daha sonra elime bir Kur'an verdi. Tabii Kur'an'ı iyi okuyunca beni 2. sınıfın başına oturttu. O zamanlar ilkokullar 6 sınıftı. Birinci sınıf sübyan sınıfı, ondan sonra 1, 2, 3, 4 ve 5. sınıf gelirdi."[7]

Mektebe başladığı günü anlatan Baha Akşit, buradaki yaşadığı günlerini şöyle anlatmaktadır:

"Hoca beni doğrudan 2. sınıfa geçirdiği zaman ben daha toplama, çıkarma, çarpma ve bölme hesaplarını bilmiyordum. Ama 2. sınıf öğrencisi olduğum için hoca toplama çıkarma problemleri sorardı. Sorduğu zaman ise bunları ayırmadan, hepsini zihnimden yapar, öyle neticesini söylerdim. Kısa süre içinde bu işlemleri de öğrendim. Bir müddet sonra mektebe Yeşilyuvalı Halit Hoca namıyla maruf bir öğretmen tayin edildi. Halit Hoca geldiğinin akabinde bize, bütün sınıfa bir hesap sordu. O zamanlar bir gelenek vardı. Okul talebesi becerilerine ve hesaplarına göre ilk kim üstün başarı elde ederse, ilk aldıkları aferin olur, daha iyi başarı elde ederse tahsin, daha da iyi olursa imtiyaz verilirdi. Bu şekilde olan başarılar bir kağıda yazılır, hem öğrenciye hem de sınıfa asılırdı. Başarı alan talebe böylelikle hem teşvik edilmiş olur, hem de sene sonu itibariyle kim ne kadar imtiyaz, tahsin almış diye de sınıf değerlendirilmiş olurdu. Ben ilk aferini bu Halit Hoca'nın sorduğu matematik meselesini herkesten erken ve yanlışsız çözdüğüm için almıştım. Sonraki yıllarımda sınıfımda en fazla aferin, tahsin alan ve tek imtiyaz alan bendim. O zamanlar gene bir gelenek vardı. Sınıf başına oturtulan talebe sınıfının en zekisi kabul edilirdi. Ben böyle bir geleneği bilmiyordum. Benden sonra bizzarur düşürülmüş olan şevket (Şenel) ismindeki arkadaşım "daha dün geldi, sınıfın başına oturdu" diye hocaya şikayette bulunmuş. Bir hafta sonra beni oturtan hoca sen ikinci sıraya, Şevket birinci sıraya oturacak diye talimatta bulundu. O senelerde sınıf geçme imtihanları ise şöyle yapılırdı: O senenin sonunda imtihan günleri bütün sınıflara ilan edilir. Civar kasabadaki bütün öğretmenler o imtihanlara gelir ve kasabanın ileri gelenleri, okumuş yazmışları, hocaları da o toplantıda bulunurdu. İmtihan bir sandalyede o mümeyyizlerin huzurunda yapılır, ondan sonra tahtaya geçilir, tahtada matematik hesaplan çözülürdü. Bunların bütün ortalaması o çocuğun geçme veya kalma notu olurdu. Sadece kendi öğretmeninin değil civar köy ve kasabaların öğretmenleri, etraftan gelenler, hocalar o çocuklara tarih, coğrafya, gramer, matematik soruları sorarlardı. İlkokulun bu ilk imtihanını başarı ile verdim. Sınıfın 1.si oldum."[8]

Yeni yazının kabul edilmesi üzerine çıkan bir kanunla; köylerdeki ilkokulların 3. sınıftan sonrası kaldırıldı. Bu karar sonucunda Yatağan ilkokulu bir süre için 3. sınıfa kadar eğitim vermeye başladı. Bu karar sonucu Baha Akşit, eğitimine bazı arkadaşları gibi ilçe merkezindeki ilkokulda devam etmiştir. O tarihlerde babası Müftü Arif Hoca, Acıpayam müftüsü olup Yatağan’da ikamet ediyordu. Fakat oğlunun okul durumu nedeniyle aile Acıpayam'a taşınmış, oğullarını Acıpayam Şark Mektebine öğrenci olarak yazdırmışlardır.

İlkokulu Acıpayam Şark Mektebinde bitirdikten sonra Baha Akşit'in eğitimine devam edebilmesi için, o tarihlerde henüz Acıpayam'da ortaokul olmadığı Için Denizli'ye gitmesi gerekiyordu. Fakat o yıl gitmesi mümkün değildi; çünkü ortaokul yatılı değildi. Bunun yanında orada bir ev ve kendisine bakacak bir kadın tutmaları lazımdı. Bu masrafı karşılayabilmek için kendisinden bir sene sonra mezun olacak amcazadesi Hüsnü Akşit'i beklemek zorunda kaldı.

Amcazadesi Hüsnü Akşit'i beklerken o sene, 1925'de, tüm Türkiye çapında okuma yazma seferberliği başladı. Milli Eğitim Müdürlüğü’nün başkanlığında başlatılan yeni yazı derslerine kaymakam, hakim, öğretmen, memur ve tüm halk katılıyordu. Bu kişilere dersler, Acıpayam Hükümet Konağı’nda veriliyordu. Beklediği o sene içinde bu derslere katılan Baha Akşit; daha yeni Acıpayam şark Mektebi'nden mezun olduğu ve Milli Eğitim Müdürü Hulusi Bey'in de genç talebesi olmasından dolayı tahtaya kaldırılıyor, yeni yazı ona yazdırılıyordu. Önceden evlerinde kiracı olan ceza hakiminin oğlundan Fransızca derslerine başladığı için latin alfabesi ona yabancı gelmiyor; daha oradaki hakim, savcı yazmadan tahtayı dolduruyordu.

Yeni yazının öğrenilmesinin bitimiyle 14 yaşındaki Baha Akşit yeni yazı öğretmeni olarak 4 köye; Yazır, Aşağı Dodurga, Yukarı Dodurga ve Gümüş köylerine atandı. Bu köylerde 7 yaşından 70 yaşına kadar tüm halkı okutmak ve yeni yazıyı öğretmek amacıyla göreve başladı. O kış, bahara kadar yeni yazı öğretmenliği yapan Baha Akşit bu dönemi şöyle anlatmaktadır:

"Yeni yazı öğretmeni olarak tayın edildiğim bu köylerin ortasında olan Dodurga köyünde oturdum. O zaman yalnız Dodurga köyünde metruk vaziyette bir ilkokul binası vardı. O okul binasında derslere başladım. Sabahtan saat 14:00'e kadar 7 yaşından 12-14 yaşına kadarki kız ve erkek çocuklara okulda öğrendiklerimin hepsini (tarih, coğrafya, matematik vs) bir sıra dahilinde öğretmeye çalışıyordum. Öğleden sonra saat 14'den 17'ye kadar 15 yaşında insanlarla 70 yaşına kadar olan kadınlara ders verirdim. Geceleri de yaşlı ve 15 yaşından büyük erkeklere ders verirdim. Bu durum öğretmenlik yaptığım süre içinde böyle devam etti. O döneme ait enteresan bazı vakaları nakletmek isterim; doğal olarak daha 14 yaşını ancak geçmiş bir öğretmen olarak oraya gidiyorum. Bütün öğleden sonra o köylerin ne kadar kadını varsa, 15'inden 70'ine kadar hep­si orada. Çok vakit tahtanın başına geçebilmek için, geçecek yer bulamazdım. Onlar da elleri üzerinde beni sıranın başına geçiriyorlardı. Daha çocuk yaşta oluşum ve boyumun da kısa olması sebebiyle böyle davranıyorlardı. Bu benim onuruma dokunduğu için ikinci defa gidişimde elime bir sopa aldım. Bana aynı şeyi tekrarlamamaları için sopayla yolumu açtım”.[9]

Ortaokul eğitimi

Yeni yazı öğretmenliğinin bitiminde amcazadesi Hüsnü Akşit de ilkokulu bitirmiş ve ortaokula başlayabilecek duruma gelmiştir. Baha ve Hüsnü Akşit'in Denizli'deki bakımını, yine okumak için Denizli'ye giden bir öğrenci olan Mustafa Keskin'in annesi üstlendi. Baha Akşit'in ortaokula başladığı yıllar, Türkiye ve dünyanın kriz içinde olduğu yıllardı. 1929'ların Türkiye'sinde yokluk, sıkıntı diz boyu olup; elektrik, su, gaz, ekmek lüks kabul edilen maddeler arasındaydı. Bu krizden Baha Akşit de nasibini almıştır. Ortaokul hayatı, sıkıntılarla dolu olarak geçmiştir.

Atatürk'le karşılaşması

Yurt içindeki gezilerinden birinde Denizli'ye uğrayan Atatürk, Denizli Ortaokulu'nu (şimdiki Denizli Lisesi) da ziyaret etmiştir. Bundan haberli olan okul yönetimi ve tüm sınıflar Atatürk'ün gelmesini beklemektedir. Bu sırada dilbilgisi dersinde olan Akşit, hocası Ata Lütfi'nin tahtaya yazdığı kıtayı incelemekle meşguldür. Bundan sonraki olayları, Baha Akşit şöyle anlatmaktadır:

"1931 yılında Atatürk, Denizli'yi ziyaret ederek şereflendirmişti. Bizim okula da geleceği söylenmişti. Bizim öğleden sonra dil bilgisi dersimiz vardı. Dil bilgisi dersinin hocası da Ata Lütfi isminde bir öğretmendi. Ata Lütfi bir kıta yazdırdı. Kıta aynen şöyle:

Türk

Görsen ki boğuşur hak ile kuvvet,
Haklının koluna kuvvet olursun.
Hakkın hikmetidir sendeki hikmet,
Ölsen de dirilir devlet olursun.

Aziz Mahmud Hudai


Biz Atatürk gelmeden evvel, ben hem sınıf mümessili hem de önde gelen talebelerden olduğum için, bu kıtayı çeşitli defalar gramer tahlili yapmıştık. Benim gibi gene Acıpayamlı Hancı Küçük Ömer Ağa'nın oğlu Rıza vardı. Onunla beraber bu gramer tahlillerini yaptık. O sırada gene Acıpayamlı sınıf arkadaşımız Nihat Bey'in kızı Mürüvvet tahtadaydı. Ata Lütfi Hoca, ona bunu çözdürmeye gayret ediyordu. Benim anladığım kadarıyla Ata Lütfi Hoca, Atatürk geldiğinde tahtada Mürüvvet'in olup, onun muhatap olmasını istiyordu. Bir müddet sonra Atatürk geldi. Atatürk orta boylu tahminen 1.68 boyunda, sol elinde melon şapka, saçlar pırıl pırıl sarı, keskin mi keskin bir çift göz, içeriye girdi ve akabinde o kadar uzun boylu adamlar (Vasıf Çınar, Fahrettin Altay gibi) sınıfı doldurdu. Bizim yaşımıza göre dev gibi adamlar sınıfa yerleşince hepimizin içine ürperti, bir korku doğdu. Hatta bazı sınıf arkadaşlarım bana sonra söylediklerine göre başlarını dahi yukarı kaldırmaya cesaret edememişler. Atatürk geldikten sonra sıranın başına geçti, sağ elini sıraya dayadı, siyah tahtanın önünde durdu. Kıta o siyah tahtada yazılı. Kız arakdaşımıza ne sual sorduysa, kız arkadaşımız bir Atatürk'ün yüzüne bir hocamızın yüzüne baktı, tek kelime söylemeye muktedir olamadı. Ata Lütfi Hoca'nın Cumhuriyet gazetesinde "Atatürk'e ait hatıralarım" adlı yazısında yazdığına göre "Ben sınıfımın en çalışkan öğrencisi Baha'yı çağırdım" diyor. Benim aklımda kalan, Ata Lütfi Hoca bana gözüyle baktı fakat kalk demedi. Ben, derse kaldırma manası alarak Atatürk'ün huzurunda derse kalkmanın heyecanı ile fırladım, hatta düğmelerimi yolda iliklediğimi hatırlarım. Tahtanın başına geçtim. Atatürk sordu ben cevapladım. Ben o anda Atatürk'ün ne sorduğunu benim de ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum. Daha sonra hatırladım. Bana ortaokul öğrencilerinin daha üstünde sorular sorduydu. Mesela "ism-i mekân, ism-i mana nedir?" gibi. Ben de cevaplamıştım. Daha evvel babamdan Arapça dersi aldığımı söylemiştim. Atatürk, benim bu sorular karşısında verdiğim cevaplardan çok memnun kaldı, saçımı okşadı ve gitti. Ben, heyecanımdan Atatürk'ün elini dahi öpmeyi akıl edemedim. Atatürk'ün çıkışıyla birlikte ortalık zindan oldu sanki. Gözümün önünden keskin, delici, renkli bir çift göz, yüzün silueti, saçlarının kızıl rengi adeta hafızamda nakşolmuştu. Başka bir şey görmüyordum. Atatürk'ün bakışı ve nazarları halen hafızamda yerleşmiştir. Yerime oturdum, sıraya kapandım. O bir çift göz ve yüzden başka bir şeyi gözüm görmüyordu. Hocam Ata Lütfi gelerek "Sen bu soruların cevabını nereden biliyorsun?" dedi. Ben "Affedersiniz hocam, ben soruları hatırlamıyorum ki" dedim. Ata Lütfi Hocam beni azarladı, "ukala" dedi. Atatürk'e gelince cevap verirsin hocan gelince vermezsin. Ben, hocama bir türlü heyecandan o anda soruları hatırlayamadığımı anlatamadım. Kısa bir müddet sonra sorular ve benim cevaplarım aklıma geldi. O günkü bu olayın akabinde müdür beni çağırdı ve babamı çağırmamı söyledi. Babam tabi o tarihlerde Acıpayam'da. Ona haber yolladım. Geldi, müdürle konuştu ve gitti. Ben uzun bir müddet babamın müdür ile ne konuştuğu hakkında bilgi sahibi olamadım. Milletvekili olduğum zaman, Antalya'ya teftişe gitmiştim. Orada ortaokul hocam ve müdürümüz Yusuf Ziya Bey de ikamet ediyordu. Antalya Lisesi Müdürlüğü'nden emekli olmuştu ve sağdı. Onun ziyaretine gittim. Ondan babamın ziyaretini tafsilatıyl öğrendim. Atatürk bizim sınıftan çıktıktan sonra müdür Yusuf Ziya Bey'e bu çocuğun babasını çağırtıp sorun bakalım, eğer müsaade ederse onu biz okutalım demiş. Babama bunu aktardıklarında babam, "Şimdilik oğlumu okutabiliyorum fakat ilerde okutamadığım bir dönem olursa, o zaman Paşa hazretlerine müteşekkir olurum, bu hareketi dolayısıyla kendisine teşekkür ederim" demiş. Böylece Atatürk'ün beni okutması gerçekleşmemiştir. Ben ortaokulu burada 1932 Türkiye'sinde şimdiki Denizli Lisesi'nde bitirdim. O zaman lise Denizli'de açılmamıştı."[10]
10  .:: KadıncaForum Sağlık ::. / Ağız ve Diş Sağlığı / Diş Fırçası Kullanırken Dikkat! : 14 Ocak 2015, 13:22:56



Clinick Plus Uzman Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Dr. Sevgen Eralp, diş fırçası kullanılırken dikkat edilecek hususlar hakkında bilgiler verdi.

Hepimizin bildiği üzere ağız ve diş sağlığını korumanın yolu dişleri mekanik olarak temizlemekten yani diş fırçalamaktan geçer. Bunun için doğru diş fırçası ve diş macununu seçmek çok önemlidir. Son zamanlarda hastalarımdan diş tedavileri dışında en çok duyduğum soruların başında 'hangi diş macununu kullanmalıyım?' ve 'hangi diş fırçasını öneriyorsunuz?' geliyor. Günümüzde birçok firma tarafından üretilmiş, o kadar farklı özelliklere sahip diş fırçası ve diş macunu bulunmaktadır ki, bu sorular kaçınılmaz oluyor elbette…

Piyasada bulunan bu diş fırçalarının kimi yumuşak kıllara, kimisi sert veya orta sert kıllara sahiptir. Ayrıca diş fırçasının baş kısmının büyüklüğü de farklı ölçülerde olabilir. Büyük başlıklı, orta büyüklükte ve çocuklar için küçük başlıklı diş fırçaları da piyasaya sürülmüştür. Fırça kıllarının farklı uzunluklarda olması, dil temizleyici özelliklerinin olması veya diş etine masaj yapan lastik parçalar içermesi gibi özellikler de, diş fırçası seçimini zorlaştıran özelliklerdendir. Bir de bunlara ilave olarak şarjlı veya pilli döner başlıklı fırçalar vardır.

En iyi diş macunu ve en iyi fırça hangisidir sorularının cevabı, kişinin ağız durumuna göre değişebilir.

Bu fırçalar arasından seçim yaparken, diş hekiminize danışmanız size en doğru fırçayı seçmenizde yardımcı olacaktır. Bazı kişiler dişlerini farkında olmadan veya olarak çok bastırarak fırçalarlar. Bu gibi durumlarda diş eti çekilmeleri görülür ve diş eti çekilmesi olan kişilerin sert kıllı diş fırçası kullanması yanlış olur. Çünkü sert kıllı fırçalar diş etlerini daha çok travmaya uğratır, ayrıca dişlerde de aşınmalar yapabilir, yumuşak kıllı fırça kullanmaları daha doğru olur.

Bazı kişilerin de ağız yapıları küçüktür ve büyük başlıklı fırça kullanmaları halinde ağzın arka bölgelerine ulaşmaları zor olur. Bu durumda ağız hijyeni tam sağlanamaz. Ağız yapısı küçük olan kişilerin özellikle orta veya küçük başlıklı diş fırçası seçmeleri gerekir. Döner başlıklı fırçalar da tercih edilebilir. Döner başlıklı fırçaların başlıkları küçük olduğu için manuel olanlara göre, arka bölgedeki dişlere ulaşması daha kolay olur. Ayrıca dişlerin arka kısımlarını yani dil yüzeyine bakan kısımlarını temizlemek daha kolay olur. Çünkü çoğu zaman dişlerimizin iç kısımlarında oluşan lekelerden şikayet etmişizdir. Sigara, çay, kahve kullanımı bu lekelenmeleri arttırır, fakat düzenli fırçalamada bu lekeleri en aza indirmek mümkündür.

Sonuç olarak benim sizlere önerim, diş fırçasının kıllarının dümdüz (eski tip) ve orta sertlikte olması, başlığının da orta boy büyüklükte olmasıdır. Bu arada diş fırçanızı belirli aralıklarla (ortalama 3-4 ay) değiştirmeniz gerekmektedir. Gereğinden uzun kullanılan fırçanın kılları yana doğru eğilir hem diş etlerine batar hem de mekanik temizliği yeni bir fırçaya göre %30 oranında azalır. Buna ek olarak belirli hastalıklar sonrasında, fırçanızda yeniden enfeksiyona yol açabilecek mikroplar bulunduğundan bu dönemlerde fırçanızı değiştirmekte fayda vardır.

Fırçalarda olduğu gibi diş macununda da birçok çeşit mevcuttur. Bunlar da kendi içinde değişik özelliklere ayrılır. Örneğin diş ve diş eti koruyucu, çürük önleyici, beyazlatıcı gibi çeşitleri mevcuttur.

Daha çok ne sorunumuz var ise bu soruna yönelik olan macunu kullanmalıyız. Örneğin diş çürüğü açısından yüksek risk altındaysak, fluorid gibi yüzeyel koruyucu etkisi yüksek diş macunu; hassasiyet problemi var ise hassasiyet giderici diş macunu, periodontal sorunumuz var ise medikal içeriği yüksek, renklenme problemi var ise beyazlatıcı özelliği olan diş macunlarını kullanabiliriz.

Görüldüğü gibi çok çeşitli etkinliğe sahip diş macunları ve diş fırçaları olduğu ileri sürülüyor ise de, sonuçta seçtiğiniz hiçbir diş macunu ve diş fırçası, diş hekiminizin yapması gereken tedavinin yerine geçmeyecektir. Ağız ve diş sağlığınızda herhangi bir problem yaşıyorsanız, lütfen diş hekiminize danışınız.
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 166